6 Şubat… Bu milletin hafızasına kazınan, unutulması mümkün olmayan bir tarih… Can pazarı… Bir ömür iz bırakacak o büyük acılar… Ve böylesine büyük bir acının üzerinden, geçmişi sabıkalarla dolu bir adamın kendine sağladığı rant ve ona toz kondurmayan şakşakçılar bandosu!

O gün sadece şehirler yıkılmadı. Aynı zamanda insanların karakteri, vicdanı ve niyeti de bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı.

Bir tarafta, enkazın altından tek bir can daha kurtarabilmek için kendi canını hiçe sayanlar vardı.

Diğer tarafta ise enkazı bir sahneye, kameraları bir dekor parçasına, milletin acısını ise siyasi hesaplaşmanın malzemesine dönüştürenler!

Henüz insanların çığlıkları dinmemişti. Anneler evlatlarını arıyor, çocuklar anne babalarının sesini bekliyor, kurtarma ekipleri zamana karşı yarışıyordu.

Ama bazıları için öncelik ne depremzedeydi ne de kurtarma çalışmaları.

Onların önceliği, kameraya en dramatik kareyi vermek, sosyal medyada en çok paylaşılacak cümleyi kurmak ve devlete yöneltilecek yeni bir suçlama üretmekti. Bazı gazeteciler, bazı yorumcular ve bazı ekran yüzleri deprem bölgesine yaraları sarmaya değil, öfkelerini büyütmeye gitti. İnsanlar can pazarı yaşarken onlar ekranlarda şov peşindeydi. Millet yas tutarken onlar reyting ve gündem peşindeydi.

İçlerindeki nefret, onları devletin tüm gücüyle seferber oluşunu göremeyecek kadar kör etmişti. Gidip devlet yerine, geçmişi sabıkalarla dolu olan bir adama sığınıp onu göklere çıkarmayı adeta bir görev edindiler.

O günlerde AHBAP ve Haluk Levent etrafında öyle bir dokunulmazlık duvarı örüldü ki, en masum sorular bile saldırıyla karşılandı.

“Toplanan yardımlar nasıl yönetiliyor?” diyenler linç edildi.

“Bu kadar büyük bağışın hesabı nasıl verilecek?” diye soranlar vicdansız ilan edildi.

Çünkü o günün modası sorgulamak değil, alkışlamaktı.

AHBAP’ın etrafında oluşan şakşakçılık öyle bir noktaya taşındı ki, sanki hesap sormak suç, alkışlamak ise erdem hâline getirildi.

Oysa aklı başında insanlar şunu biliyordu:

Her ne olursa olsun, milyarlarca liranın konuşulduğu yerde alkıştan önce denetim gelir.

Güvenden önce şeffaflık gelir.

Hesap verebilirlik herkes için geçerlidir.

İlkeler kişilere göre değişmez.

Aradan yıllar geçti.

Bugün o günlerde eleştirilmesini bile istemedikleri isimler hakkında en sert eleştirileri yine aynı çevreler yapıyor. Dün “dokunmayın” dediklerini bugün kendileri sorguluyor. Bu tablo bile tek başına gösteriyor ki mesele hiçbir zaman ilke değildi.

Mesele, o gün oluşturulmak istenen algıydı.

Öte yandan, bütün gürültüye rağmen inkâr edilemeyecek bir gerçek var.

Birçok yazımda hep vurgulamaya çalışıyorum: Devlet esastır. Her ne olursa olsun devlet, özellikle böylesine büyük felaketlerde hiçbir zaman ihmal ya da gevşeklik göstermez. Askeriyle, polisiyle tüm var olan gücüyle seferber olur. Oldu da!

Tarihin en büyük afetlerinden birinin ardından devlet, yıkılan şehirleri yeniden ayağa kaldırmak için büyük bir yeniden inşa süreci yürüttü. Binlerce aile yeni evlerine kavuştu, şehirler yeniden yükselmeye başladı. Eksikler elbette tartışılır, hatalar elbette konuşulur. Ama yapılanları yok saymak, hiçbir şey yapılmamış gibi davranmak gerçeğe değil, önyargıya hizmet eder.

6 Şubat bize yalnızca depremin ne kadar yıkıcı olduğunu göstermedi.

Kimin gerçekten milletin yanında durduğunu…

Kimin ise milletin acısını kendi siyasi ajandasına malzeme yaptığını da gösterdi.

Beni en çok etkileyen şu oldu: O dönem algı peşinde koşanların topladığı paralar bile bu millete nasip olmadı. Çünkü iyilik yapmak bile nasip işidir. Allah size nasip ederse siz başkasına iyilik yapabilirsiniz.

Niyeti kötü olana ise bu nasip olmaz.

Felaketler geçer.

Enkazlar kaldırılır.

Şehirler yeniden kurulur.

Ama felaket gününde sergilenen karakter unutulmaz ve gün gelir o defter açılır!
Devletin hafızası yapılan hiçbir hainliği unutmaz!

Tarih, enkazdan çıkarılan insanları da yazar…

Enkazın üzerine çıkarak alkış toplayanları da.

Devletin itibarını ayaklar altına almaya çalışanları da!

Bize düşen ise, hafızamızı hep canlı tutmak, geçmişi iyi değerlendirerek geleceği daha iyi okumak, anlamak ve şekillendirmek olacak.

Saygılarımla,
KORAL Saadet