Enschede’de açılan Seyfo anıtı etrafında yükselen tartışma, sadece bir hafıza meselesini değil, Avrupa’da farklı toplulukların gelecekte birlikte nasıl yaşayacağı sorusunu yeniden gündeme taşıyor.

Cumhuriyet kurulmadan önce, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Paşa cepheden cepheye koşarken, bu coğrafyanın farklı bölgelerinde büyük acılar yaşandı. Balkanlardan Kafkasya'ya, Doğu Anadolu'dan savaşın etkilediği birçok bölgeye kadar milyonlarca insan yerinden edildi, hayatını kaybetti ve ağır trajediler yaşadı. Bugün arşivlere girildiğinde, o dönemin acılarını gösteren çok sayıda belgeye ve tanıklığa ulaşmak hâlâ mümkündür.

Eğer bu topraklarda yaşanan bütün acılar için anıtlar dikilecek olsaydı, Anadolu'nun birçok şehri anıtlarla dolup taşardı. Hatta yalnızca Anadolu değil, bugün Avrupa'da bazı etnik topluluklar kendi tarihî acılarını anıtlarla kamusal hafızaya taşırken, Avrupa'da yaşayan Türkler de benzer şekilde geçmişte hayatını kaybeden insanların anısına kendi soykırım anıtlarını inşa etmeyi gündeme getirebilirdi.

Ancak Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Paşa, yalnızca bu vatanı kurtaran bir asker değildi. O aynı zamanda yeni kurulacak devletin toplumsal geleceğini düşünen bir liderdi. Cumhuriyetin kuruluş sürecinde öncelik, geçmişte yaşanan bütün acıları sürekli yeniden üreten bir hafıza siyaseti kurmak değil, farklı kökenlerden gelen insanları ortak vatandaşlık çatısı altında bir araya getirebilmekti. Bu nedenle yeni devletin temelinde geleceğe dönük birlik, ortak aidiyet ve birlikte yaşama fikri öne çıktı.

Bence Atatürk’ün en önemli vizyonlarından biri de buydu. O, toplumun farklı kesimlerinin geçmişin yaraları üzerinden sürekli karşı karşıya gelmesi yerine, ortak bir gelecek inşa etmesini hedefledi.

Bugünün Avrupa’sına baktığımda ise kimlik ve tarih tartışmalarının çoğu zaman toplumları birleştirmekten çok ayrıştırdığını görüyorum.

Enschede’de Süryani toplumu tarafından 1915 olaylarına atfedilen “Seyfo” anısına yapılan anıt etrafında gelişen tartışma, aslında çok daha derin bir soruyu yeniden gündeme taşıyor: Avrupa’da hafıza politikaları nasıl şekilleniyor? Geçmişin acıları nasıl anılmalı ve bunu yaparken gelecekte birlikte yaşama iradesi nasıl korunmalı?
İşte asıl konuşmamız gereken mesele de budur.

Yüz yıl önce yaşamış bir liderin toplumsal barışı önceleyen sosyolojik bakış açısının, bugün Batı Avrupa’da yeterince karşılık bulamaması düşündürücüdür. Elbette belediyelerin yetkilerini ve farklı topluluklardan gelen taleplere cevap verme sorumluluğunu anlıyoruz.

Ancak toplumun tamamını ilgilendiren böylesi hassas konularda, karar vericilerin yalnızca talep sahibi grupları değil, sosyologları, eğitimcileri ve toplumsal uyum alanında çalışan uzmanları da dinlemesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü Hollanda, farklı etnik ve kültürel kökenlerden insanların birlikte yaşadığı bir ülkedir. Alınan her kararın, bugünün tartışmalarından çok yarının toplumsal ilişkilerine nasıl etki edeceği düşünülmelidir.

Bir anıtı ziyaret eden bir çocuğun, okulda farklı kökenlerden arkadaşlarıyla kuracağı ilişkiyi de hesaba katmak gerekir. Geçmişte yaşanan acıların hatırlanması ve insanların kendi kayıplarını anması elbette meşru bir haktır. Ancak tarihçiler arasında niteliği ve tanımı hâlâ tartışma konusu olan olayların soykırım etiketi ile kesin hükümler içeren ifadelerle kamusal hafızaya taşınması, toplumlar arasındaki ilişkileri olumsuz etkiler. Çocukları küresel dünyanın gerektirdiği ortak yaşam kültürüne hazırlamak yerine, onları tarihsel kimlikler üzerinden birbirinden uzaklaştıran bir anlayışın uzun vadede toplumsal uyuma katkı sağlaması zordur.

Velhasıl, sürecin başından itibaren konuya hâkim olan çeşitli Türk sivil toplum kuruluşları ve oluşturdukları çalışma grupları gelişmeleri yakından takip ettiler. Özellikle Enschede’de 2023 yılında kamusal alana yapılması planlanan anıta bölgede yaşayan Türklerin itiraz etmesi üzerine süreç yeniden değerlendirilmiş, geri adım atılarak anıtın kilise arazisinde yapılmasına karar verilmiştir. Ancak anıtın kilisenin kendi arazisinde yapılacak olması, müdahale alanını da doğal olarak sınırlamıştır.

Tüm STK’lar olmasa da özellikle milli konularda hassasiyet gösteren ve sürece aktif şekilde dahil olan bazı Türk STK temsilcileri yine ellerinden gelen çabayı ortaya koymuştur. Aman suya sabuna dokunmayalim subvansiyonumuz kesilir belki diyenleri de biliyoruz zaten.

Daha fazla bir şey yapılabilir miydi? Belki süreç daha uzun tartışılabilir, hukuki yollara taşınabilir veya farklı bir çerçevede ele alınabilirdi. Ancak mesele yalnızca bu değildir.

Kanaatimce bu konu, Türk toplumundan çok Hollanda’nın gelecekteki toplumsal uyumunu ilgilendirmektedir.

Tekrar ifade ediyorum: Bir anıtın yapılmasına izin verilebilir ancak tarihsel olarak hâlâ tartışma konusu olan olayların kesin hükümler içeren “soykırım” tanımlarıyla kamusal hafızaya taşınması, toplumlar arasındaki ilişkileri olumsuz etkiler.

Bugün farklı topluluklar adına yapılan bu tür girişimlerin, yarın başka topluluklar tarafından benzer taleplerle gündeme gelmesi kaçınılmazdır. Eğer Avrupa’nın farklı şehirlerindeki camilerde geçmişte Türklere yönelik katliamları veya acıları merkeze alan anıtlar yükselmeye başlasa, bundan rahatsızlık duyacak kesimlerin ortaya çıkacağı da açıktır. Çünkü hafıza siyaseti karşılıklı olarak büyüdüğünde, bunun bir sınırı kalmaz.

Enschede’deki anıt tartışması da bu açıdan değerlendirildiğinde, yalnızca bir anma alanı meselesi olmaktan çıkar, farklı toplulukların birbirini nasıl algıladığına dair bir sembol hâline gelir.

Bu nedenle kurumların ve karar vericilerin böylesi girişimlere izin verirken yalnızca bugünün taleplerini değil, alınan kararların uzun vadede toplumsal uyuma, birlikte yaşama kültürüne ve farklı topluluklar arasındaki ilişkilere nasıl etki edeceğini de kapsamlı şekilde değerlendirmek zorundadır.

Sonuç olarak, geçmişte yaşanmış her olayı, her acıyı ve her tarihî tartışmayı bugünün toplumlarına kesin hükümlerle taşımaya başladığımızda bunun bir sınırı kalmaz. Bir anıtı başka bir anıt, bir iddiayı başka bir iddia takip eder. Oysa toplumları güçlü kılan şey, geçmişin hesaplaşmalarını nesilden nesile taşımak değil, farklı kökenlerden gelen insanların ortak bir gelecekte buluşabilmesidir.

Saygılarımla,
KORAL Saadet