21 Mayıs 2026 tarihinde Ankara’da alınan mahkeme kararı, yalnızca CHP’nin değil, Türk siyasetinin geleceği açısından da tarihi bir kırılma noktası oldu.
2023 kurultayında yaşanılan usulsüzlükler nedeniyle açılan dava sonucunda mahkeme “mutlak butlan” kararı verdi. Böylece Özgür Özel ve mevcut CHP yönetimi görevden uzaklaştırılırken, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkanlığa devam etmesi kararlaştırıldı. Bu zaman zarfında Özel’in yaptığı tüm işlemler ise yok hükmünde oldu.
Ancak kararın ardından Ankara’da yaşanan görüntüler, olayın yalnızca hukuki değil, aynı zamanda çok büyük bir siyasi ve toplumsal kırılma yarattığını da gözler önüne serdi.
CHP Genel Merkezi’nin önü saatler içerisinde hınca hınç doldu. Binlerce vatandaş, partili ve genç seçmen karara sert tepki göstermek için genel merkezin önünde toplandı. Kalabalığın en büyük öfkesi ise doğrudan Kemal Kılıçdaroğlu’na yöneldi. Yıllardır seçim kayıplarına rağmen koltuğu bırakmayan bir ismin, mahkeme kararıyla yeniden partinin başına dönmesini kabul edemediklerini yüksek sesle dile getirdiler.
Çünkü toplumun önemli bir kısmı, özellikle genç CHP seçmeni, 2023 kurultayını partide bir değişim başlangıcı olarak görüyordu. O kurultay sadece bir genel başkan değişimi değil, aynı zamanda yıllardır süren başarısızlıkların ardından yeni bir siyasi anlayışa geçiş umuduydu. Şimdi ise o umut, mahkeme kararıyla birlikte yeniden büyük bir tartışmanın merkezine oturdu.
Ben lafı hiç eğip bükmeden söyleyeceğim. Çünkü yıllardır yüksek sesle dile getirdiğim gerçek şudur: Türkiye’nin en büyük eksiklerinden biri, güçlü bir muhalefetin olmayışıdır.
Demokrasilerde iktidarın güçlü olması kadar, muhalefetin de güçlü olması gerekir. Çünkü güçlü muhalefet, denetler, sorgular, yanlışları düzeltmeye zorlar ve iktidarın kendisini sürekli yenilemesini sağlar. Muhalefetin zayıf olduğu ülkelerde ise iktidarlar zamanla rehavete kapılır, eleştiriye kapanır ve kendi içlerinde güç zehirlenmesi yaşamaya başlar.
Bugün Türkiye’de yaşanan siyasi atmosferin temel sebeplerinden biri de budur.
CHP’nin yıllardır kendi içinde birlik sağlayamaması, sürekli iç çekişmelerle gündeme gelmesi ve parti enerjisinin halkın sorunları yerine koltuk mücadelelerine harcanması, muhalefeti toplum nezdinde güven vermeyen bir yapıya dönüştürdü. Çünkü kendi içinde birliği sağlayamayan bir parti, millete güven veremez.
Kemal Kılıçdaroğlu, 2010 yılından 2023 yılına kadar CHP’nin başında kaldı. Bu süreçte girilen seçimlerin hiçbirinde iktidar değişmedi. Elbette siyasette yalnızca seçim kazanmak her şey değildir. Ancak yıllarca başarısız sonuçlar alan bir liderin, partisi içerisinde değişim talepleriyle karşılaşması son derece doğal bir durumdur. Siyasetin doğasında değişim vardır. Yeni isimlerin ortaya çıkması, yeni vizyonların tartışılması gerekir. Bu her parti içinde böyle olmalıdır.
İşte tam da bu noktada Kılıçdaroğlu’nun tarihi bir fırsatı vardı.
Eğer gerçekten CHP’nin geleceğini düşünseydi, o kurultayda vakur bir duruş sergileyerek geri çekilir, partinin önünü açar ve Özgür Özel’i destekleyerek tecrübelerini partiye aktarmaya devam ederdi. Böyle bir tavır, hem parti içerisindeki birlik duygusunu güçlendirir hem de CHP tarihinde saygıyla anılan bir lider profili oluştururdu. Atatürk’ün kurduğu partiye de böylesi yakışırdı.
Fakat tam tersine, kaybedilen bunca seçime rağmen yeniden koltuk mücadelesine girilmesi, toplumun önemli bir kesiminde “değişime direnen bir siyaset anlayışı” görüntüsü oluşturdu.
Kurultayda usulsüzlük yapılmışsa elbette hukuk devreye girecek, hakkı yenen insanlar hakkını arayacaktır. Buna kimsenin itirazı olamaz. Demokratik siyasetin temelinde adalet vardır. Ancak bir başka gerçek daha vardır: Bir partiyi yıllarca başarısızlığa sürükleyen anlayışın, değişim iradesine direnmesi de siyaseten kabul edilebilir değildir. Kılıçdaroğlu ve yakınlarının usulsüzlük karşısında bu konuyu çözmeleri için kapısını çalacakları yer, mahkemeler değil Yüksek Seçim Kurulu olmalıydı.
Üstelik CHP’de yaşanan bu tablo yeni değil.
Tarihe baktığımızda CHP’nin yıllardır kendi içinde bölündüğünü, hizipleşmeler yaşadığını ve her iç kavganın partiyi biraz daha yıprattığını görüyoruz. Bu süreçte sadece oy kayıpları yaşanmadı, aynı zamanda parti içerisindeki birçok değerli isim de siyasi olarak tasfiye edildi. Her yeni iç kriz, CHP’nin toplumdaki umut olma iddiasını biraz daha zayıflattı.
Muhalefetin zayıf olması ise yalnızca CHP’nin sorunu değildir; doğrudan Türkiye’nin sorunudur.
Çünkü güçlü bir muhalefet olsaydı, iktidar da kendisini sürekli yenilemek zorunda kalırdı. AK Parti’nin ilk yıllarında ortaya koyduğu reformcu ruh, dinamizm ve toplumla kurduğu güçlü bağ çok daha uzun süre korunabilirdi. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanı’nın zaman zaman teşkilatlara yönelik yaptığı “metal yorgunluğu” açıklamaları da aslında bunun işaretidir. Demek ki iktidar tarafı da zaman zaman kendi içinde bir durağanlık ve rehavet oluştuğunu görüyor.
Ancak güçlü bir muhalefet olmayınca, iktidar üzerindeki baskı azalıyor. Hesap soran, alternatif üreten, gerektiğinde yapıcı şekilde eleştiren bir muhalefet eksik kaldığında siyaset tek taraflı bir alana dönüşüyor. Bu da demokrasinin kalitesini düşürüyor.
Bugün CHP’de yaşanan kriz tam olarak budur.
Koltuk savaşları, kişisel hesaplar ve yıllardır çözülemeyen iç çekişmeler, Türkiye’nin ana muhalefet partisini yeniden büyük bir kaosun içine sürükledi.
Genel merkezin önünde toplanan kalabalığın öfkesi de aslında tam olarak buna dayanıyor. İnsanlar artık sürekli aynı isimlerin, aynı tartışmaların ve aynı başarısızlıkların siyaseti kilitlemesini istemiyor. Özellikle genç seçmen artık değişim, dinamizm ve umut görmek istiyor. Fakat bugün ortaya çıkan tablo, CHP’nin yeniden başa sardığını ve partinin bir türlü yol alamadığını gösteriyor.
Tüm bu yaşananlar CHP seçmenini daha fazla umutsuzluğa sürüklüyor. Aynı zamanda AK Parti seçmenini de tabii ki. Çünkü çok partili olmak, demokrasinin getirdiği en önemli unsurlardan biridir. En az hükümet partisi kadar muhalefet de güçlü olursa, işte o zaman daha güçlü ve daha büyük bir zenginliğe sahip oluruz.
İnsanlar parti içi hesaplaşmaları değil, ekonomi, adalet, gençlerin geleceği, eğitim, güvenlik ve yaşam standartlarıyla ilgili somut projeler duymak istiyor.
Ama ne yazık ki CHP’nin kendisi buna izin vermiyor.
Ve açık konuşalım:
Bugün yaşanan bu gelişme, yalnızca bir mahkeme kararı değildir. Aynı zamanda CHP’nin yıllardır çözemediği liderlik krizinin, değişim sancısının ve siyasi kimlik karmaşasının yeni bir patlamasıdır.
Eğer bu süreçten ders çıkarılmazsa, CHP yalnızca seçim kaybetmeye devam etmez, toplumdaki değişim umudunu temsil etme iddiasını da tamamen kaybedebilir.
Çünkü siyaset inatla değil, vizyonla kazanılır.
Saygılarımla,
KORAL Saadet