Rotterdam’ın en eski caz mekânı Dizzy, yalnızca müzik tarihine değil, kültürün kapsayıcı gücüne, göçe ve birlikte yaşama ihtimaline dair de çok şey söylüyor.

Rotterdam hızlıdır. Soğuk rüzgârları, keskin mimarisi ve temposuyla insanı sürekli ileri iter. Ancak ’s-Gravendijkwal üzerinde, kapısından içeri girildiği anda zamanın yavaşladığı bir yer vardır “Jazzcafé Dizzy.”

1977 yılında kurulan Dizzy, adını bebop akımının öncülerinden Dizzy Gillespie’den alır. O günden bu yana mekân, yalnızca bir bar olarak değil, Avrupa caz sahnesinin en istikrarlı duraklarından biri olarak varlığını sürdürür. Chet Baker’ın yaşamının son döneminde verdiği unutulmaz konserlerden Lee Konitz, George Coleman ve daha birçok önemli ismin sahne aldığı gecelere kadar Dizzy, caz tarihinin küçük ama etkisi büyük mekânlarından biri olmuştur.

Dizzy’yi özel kılan şey yalnızca bu isimler değildir. Mekân, yıllar boyunca jam session kültürünü canlı tutarak genç müzisyenler için adeta bir okul işlevi görmüştür. Sahneyle dinleyici arasındaki mesafenin neredeyse ortadan kalktığı bu atmosferde caz, vitrinde sergilenen bir müzik değil, yaşayan, doğaçlayan ve sürekli dönüşen bir dil olarak var olur.

Kültür dediğimiz şeyin iki temel taşı vardır, yemek ve müzik. İnsanlar önce birlikte yer, sonra birlikte dinler. Doğru yerden, doğru değerlerle temas edildiğinde ise çoğu zaman büyük çabalara gerek kalmaz. Dizzy’nin gücü de tam olarak burada yatıyor. Bu mekân, kültürü bir vitrin olarak sunmuyor, onu yaşatıyor. Ve bu nedenle kapsayıcı. Kimlikleri ayıran değil, bir araya getiren bir alan yaratıyor.

Elbette bu yolculuk kesintisiz olmadı. Dizzy zaman zaman ekonomik zorluklar yaşasa da her seferinde yeniden devam etti. Çünkü burası bir işletmeden çok, bir hafıza mekânıydı. Rotterdam’daki caz çevresi için Dizzy’nin yokluğu, yalnızca bir barın kapanması değil; bir geleneğin kesintiye uğraması anlamına geliyordu.

Belki geçirdiği o zor günlerden birinde bir gün Dizzy’nin işletmeciliğini Antalya Yörüklerinden gelen bir Türk devraldı ve hala işletmeciliğini sürdürüyor. Bu detay, mekânın ruhuyla şaşırtıcı derecede uyumlu. Yörük kültürü göçebedir, caz da öyledir. Bir yere ait olmaktan çok, yolda olmayı, karşılaşmayı ve dönüşmeyi anlatır. Bir Türk’ün, üstelik Yörük kökenli birinin, Avrupa caz tarihinin bu önemli durağına sahip çıkması; kültürün pasaporttan çok emekle ve süreklilikle yaşadığını hatırlatıyor.

Dizzy (1)

Bu yaklaşım yalnızca mekânı korumakla sınırlı değil. Önümüzdeki dönemde Dizzy’de Türk caz müziğinin de tanıtılması ve buna daha fazla yer verilmesi, bu müziğin Hollandalı dinleyicilerle buluşturulması hedefleniyor. Bu da kültürün kendini kapatmadan, çekinmeden ve olduğu haliyle paylaşılması anlamına geliyor.

Geçtiğimiz günlerde Dizzy’de ilk kez bir Türk müziği gecesi düzenlendi. Gecenin sonunda ise beklenmedik bir an yaşandı.
Mekânı dolduran Türkler ve Hollandalı gençlerle birlikte, hep bir ağızdan Türkçe şarkılar söylendi. Özellikle Hollandalı gençlerin büyük bir coşkuyla ayağa kalkarak söylemeye çalışması beni müthiş etkiledi. Esasında o an, kültürler arasındaki mesafenin ne kadar kırılgan olduğuna hepimiz şahit olduk. Doğru kanallar kullanıldığında, samimi bir bağ kurulduğunda; insanlar arasındaki görünmez sınırlar kendiliğinden ortadan kalkabiliyor. Ve bu başarı Dizzy’e aitti.

Bugün Dizzy’de bir köşede müzisyenler sohbet ederken, diğer tarafta mekânda sahne alacak gerek sokak sanatçısı gerekse profesyonel müzik yapan sanatçılar sessizce dolaşır. Barla sahne arasında kesin çizgiler yoktur. Burası hâlâ canlıdır, hâlâ nefes alır. Ve belki de bu yüzden Dizzy, Rotterdam’da yalnızca cazın geçmişi için değil, birlikte yaşama ihtimalinin bugünü ve geleceği için de önem taşımaya devam eder.

Dizzy bize şunu hatırlatıyor, doğru yerden dokunulan kültür, insanları ayırmaz; yan yana getirir.

Saygılarımla,
Saadet KORAL