Hollanda’daki belki de en seçkin meslek örgütlerimizden biri olan Hollanda Türk Psikiyatri Platformu, (cultuursensitief werkt) kültürel duyarlılık temelli çalışma yöntemleri ve iletişim modelleri üzerine önemli bir bilgilendirme toplantısı düzenliyor.

Platform, psikoloji, ruh sağlığı, sosyal refah ve toplum bilimleri alanlarında çalışan Türk profesyonellerin yalnızca dayanışma amacıyla bir araya geldikleri bir oluşum değil. Aynı zamanda içinde yetiştikleri toplumun ortak yararına katkı sunmayı misyon edinmiş dinamik bir yapıyla yüzü aşkın genç ve aktif üyesiyle Hollanda Türk Psikiyatri Platformu, göçmenlere yönelik ruh sağlığı hizmeti sunan kurumlara yenilikçi yaklaşımlar ve uygulama modelleri geliştirerek adeta yol göstermektedir. Bu nedenle kendilerine şapka çıkarmak, Fransızların deyimiyle “Chapeau!”, bizim tabirimizle ise “Aşk olsun!” demek gerekir.

Kültürel Duyarlılık Modeli Nedir?
Kültürel duyarlılık modeli; sağlık, sosyal hizmetler ve psikoloji gibi alanlarda bireylerin etnik, dini, dilsel ve sosyokültürel geçmişlerini dikkate alarak hizmet sunmayı amaçlayan profesyonel bir yaklaşımdır. Bu model, herkese aynı şekilde yaklaşmak yerine kişiye özgü, önyargısız ve saygılı bir iletişim kurmayı hedefler.

Hollanda’da göçmen kökenli ister bir demans hastası olsun, ister toplumsal hayata katılabilmek için evinden çıkmaya çalışan bir ev hanımı, isterse adli bir soruşturmaya tabi tutulmuş bir sanık ya da hükümlü; ruh sağlığı ve sosyal refah çalışmalarında her birey kendi kültürel değerleri ve yaşam dünyası içerisinde doğru anlaşılmak ister.

Kültürel duyarlılık, terapistlerin veya sosyal danışmanların danışanlarına önyargısız yaklaşmalarından çok daha kapsamlı bir kavramdır. Bir başkasının değerlerini kendi ölçütlerinizle değerlendirmeye kalktığınızda, ulaştığınız sonuç çoğu zaman varsayımlara dayanan bir yargıdan ibaret kalır. Örneğin namus anlayışımızı, terbiye anlayışımızı ya da toplum içinde yaşlıya, kadına ve çocuğa verdiğimiz konumu bilmeyen bir kişinin bizi kendi değer yargılarıyla değerlendirmesi her zaman sağlıklı sonuçlar doğurmayabilir.

Demans hastaları zamanla hafızalarının önemli bir kısmını kaybetseler de çocukluk dönemlerinde dinledikleri türküler, gördükleri desenler ve tanıdıkları yemek kokuları kimliklerinin ayrılmaz parçaları olarak yaşamaya devam eder. Avrupa’daki bir huzurevinde yaşayan yalnız bir Türk’e yılbaşında yalnızca Batı kültürüne ait şarkılar, örneğin Prof. Burçin Uçaner’in tabiriyle “Jingle Bells” dinletmek, onun yalnızlık duygusunu daha da derinleştirebilir. Oysa onun ihtiyacı belki bir Neşet Ertaş türküsü, belki de bir Kur’an tilavetidir.

Burada önemli olan, kişiyi kendi kültürel kimliği içerisinde tanımak ve ona göre bir yaklaşım geliştirmektir. Kültürün en temel unsurlarından biri dil olduğuna göre, hassas durumdaki bireylerin kendi ana dillerinde, hatta mümkünse kendi ağız veya şivelerinde iletişim kurabilecek kişilerle muhatap olmaları; anlama, anlamlandırma ve güven ilişkisi kurma açısından büyük bir avantaj sağlar.

Kültürlerarası İletişimde Hollanda Deneyimi
Antropoloji her ne kadar tarihsel olarak sömürgecilik döneminde farklı toplumları anlamaya ve yönetmeye yönelik ihtiyaçlardan doğmuş olsa da günümüzde çok daha geniş ve eleştirel bir perspektife sahiptir. Özellikle nüfusunun önemli bir bölümünü göçmenlerin oluşturduğu Batı Avrupa ülkelerinde, göçmen toplulukların ihtiyaçlarını anlamaya yönelik klasik yaklaşımlar tek başına yeterli görülmemektedir.

İşçi göçü sonrasında göçmenlerin topluma katılımını artırmak amacıyla çeşitli kültürlerarası ve transkültürel modeller geliştirilmiştir. Ancak kültürel duyarlılık yaklaşımının, bizzat göçmen kökenli ve mesleki donanıma sahip uzmanlar tarafından geliştirilmesi bu modeli daha da anlamlı kılmaktadır.

Hollanda, tarihsel geçmişinin ve uluslararası ticaret geleneğinin de etkisiyle kültürlerarası iletişim alanında önemli teorisyenler yetiştirmiş ve dünya literatürüne kayda değer katkılar sunmuştur.

Bu alandaki en önemli isimlerden biri kuşkusuz Geert Hofstede’dir (1928–2020). (Eserlerinin bir kısmı Hollanda’dan Türkiye’ye göç etmiş Prof. Dr. Kadir Canatan tarafından Türkçeye çevrilmiştir.) Hollandalı sosyal psikolog ve organizasyon bilimci olan Hofstede, IBM bünyesinde çalıştığı dönemde farklı ülkelerdeki çalışanlar üzerinde yaptığı araştırmalarla kültürlerarası farklılıkları sistematik biçimde incelemiş ve bugün hâlâ kullanılan teoriler geliştirmiştir.

Hofstede’nin geliştirdiği Kültürel Boyutlar Teorisi, ulusal kültürleri karşılaştırmada en yaygın kullanılan modellerden biridir. Güç mesafesi, bireycilik-kolektivizm, erillik-dişillik, belirsizlikten kaçınma, uzun vadeli yönelim ve hoşgörü-kısıtlılık boyutları bu teorinin temel unsurlarını oluşturur.

David Pinto ve İnce-Kaba Dokulu Kültürler
Hollanda’da yaşayan Fas kökenli Yahudi bilim insanı David Pinto, kültürel farklılıkları “İnce Dokulu Kültürler (F-Kültürü)” ve “Kaba Dokulu Kültürler (G-Kültürü)” ayrımıyla açıklamaktadır.

Pinto’ya göre Hollanda gibi toplumlarda kurallar, planlama ve sözleşmeler merkezi bir öneme sahiptir. Buna karşılık Türkiye, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın bazı geleneksel toplumlarında kişiler arası ilişkiler, güven ve grup aidiyeti daha belirleyici olabilir.

Pinto’nun temel tezi, kültürlerarası ilişkilerde yaşanan sorunların çoğunun kötü niyetten değil, farklı kültürel kodlardan kaynaklandığıdır. Ancak bu yaklaşımın aşırı genelleştirme riski taşıdığı da çeşitli akademisyenler tarafından dile getirilmektedir. Çünkü hiçbir birey yalnızca kültürel kökeniyle açıklanamaz; eğitim, yaş, sosyal çevre ve kişisel deneyimler de davranışları önemli ölçüde etkiler.

Pinto’nun tablolar aracılığıyla sunduğu yerli ve göçmenlerin çalışma kültürlerine ilişkin karşılaştırmalar dikkat çekicidir. Pinto’ya göre yerli Hollandalılar zaman planlamasına, randevulara ve kurallara büyük önem verirken, göçmen kökenli gruplarda iş ve özel yaşam arasındaki sınırlar daha esnek olabilmektedir. Bu nedenle kişiler zaman zaman iş saatlerinde özel işleriyle, özel zamanlarında ise işle ilgili konularla ilgilenebilmektedirler.

Prof. Dr. Emeritus Wasif Shadid
Filistin kökenli Hollandalı kültürel antropolog Prof. Dr. Emeritus Wasif Shadid, kültürlerarası iletişim, göç, toplumsal çeşitlilik ve çok kültürlü toplum üzerine yaptığı çalışmalarla tanınmaktadır.

Shadid’e göre kültürlerarası iletişimde yaşanan sorunları yalnızca kültürel farklılıklarla açıklamak yeterli değildir. Önyargılar, stereotipler, karşılıklı algılar, toplumsal bağlam, ayrımcılık ve bireysel iletişim becerileri de iletişim süreçlerini belirleyen önemli unsurlardır.

Bu yaklaşım, kültürlerarası iletişimi sabit kültürel özelliklerin ötesinde değerlendirmeyi ve bireyleri kendi özgün koşulları içerisinde anlamayı önerir. Shadid’in en önemli katkılarından biri, kültürel farklılıkları mutlaklaştırmak yerine bireysel ve toplumsal etkenlerle birlikte ele almasıdır.

Sonuç
Kültürel duyarlılık, yalnızca farklı kültürler hakkında bilgi sahibi olmak anlamına gelmez. Aynı zamanda önyargıların farkında olmayı, empati geliştirmeyi, bireyin yaşam dünyasını anlamayı ve iletişimde karşılıklı saygıyı esas almayı gerektirir.

Hollanda Türk Psikiyatri Platformu’nun bu alandaki çalışmalarının sistematik biçimde derlenmesi ve yayımlanması, hem Hollanda’daki Türk toplumuna hem de kültürlerarası iletişim literatürüne önemli katkılar sağlayacaktır.

Burhanettin Carlak