Haberlerimizi İnstagram , TikTok ve Youtube hesaplarımızdan da takip edebilirsiniz.
Almanya’da mahkeme, sosyal yardımla ilgili emsal niteliğinde bir karara imza attı. Eşinin Türkiye’de evi bulunduğu gerekçesiyle sosyal yardım başvurusu reddedilen bir kişiyi haklı buldu. Mahkeme, mevcut ancak fiilen kullanılamayan bir mal varlığının sosyal yardım hakkını engelleyemeyeceğine hükmetti. Yurt dışında evi bulunan ancak bu evi satmayı reddeden bir eş nedeniyle sosyal yardımın reddedilemeyeceğine karar verildi.
Gegen.Hartz sitesinin haberine göre davaya konu olan kadın, 11 ay boyunca bir bakım merkezinde tam zamanlı yatılı olarak kaldı ve daha sonra hayatını kaybetti. Eşi ise çiftin daha önce birlikte yaşadığı kiralık evde kalmaya devam etti ve aylık 565,21 euro kira (ısıtma dahil) ödedi.
Kadının kaldığı bakım kurumu, bakım sözleşmesinin ardından sosyal yardım başvurusunda bulundu. Kadının bakım süresi boyunca herhangi bir geliri ya da mal varlığı bulunmuyordu.
Kadın ayrıca Bahn-BKK sigortasından bakım seviyesi II kapsamında aylık 1.279 euro bakım ödeneği aldı. Bakımevine yatmadan önceki geçici bakım masrafları olan 1.550 euro da sigorta tarafından karşılandı.
Bu süreçte eşi, Alman Emeklilik Kurumu Knappschaft-Bahn-See’den aylık 471,32 euro yaşlılık aylığı alıyordu. Buna ek olarak 134,37 euro tutarında işveren kaynaklı ek emekli aylığı (Betriebsrente) bulunuyordu.
Türkiye’deki ev tartışması
Sosyal yardım başvurusunu değerlendiren makam, eşin Türkiye’de bir yazlık evi bulunduğunu belirterek bunun korunmuş mal varlığı (geschütztes Vermögen) sayılmadığını ve bakım masraflarının bu evin satışından elde edilecek gelirle karşılanması gerektiğini savundu. Bu nedenle başvuru reddedildi.
Çiftin avukatı ise söz konusu taşınmazın tatil evi olmadığını, eş tarafından fiilen kullanıldığını ve yılın birkaç ayının daha düşük yaşam giderleri nedeniyle Türkiye’de geçirildiğini belirtti. Bu nedenle söz konusu dairenin korunmuş, yani satılması zorunlu olmayan bir mal varlığı olduğunu savundu.
Yetkili kurum bu açıklamayı kabul etmedi. Çiftin 1977’den beri Almanya’da yaşadığını, asıl ikamet yerlerinin Almanya olduğunu ve Türkiye’deki evin korunmaya değer bir menfaat oluşturmadığını ileri sürerek taşınmazın satılması gerektiğini savundu.
Avukat ise eşin Almanya’daki kira giderlerini karşılamakta zorlandığını, akrabalarından borç almak zorunda kaldığını, daha küçük bir eve taşınmayı planladığını ve yılın en az altı ayını Türkiye’de geçirmek istediğini belirtti. Bu nedenle evi satamayacağını ifade etti.
Kadının ölümünden sonra da sosyal yardım makamı tutumunu değiştirmedi ve eşin Türkiye’deki daireyi ipotek ettirerek ya da satarak masrafları karşılayabileceğini, dolayısıyla sosyal yardım hakkı bulunmadığını savundu.
Mahkemelerin değerlendirmesi
Hem ilk derece Sosyal Mahkemesi hem de Baden-Württemberg Eyalet Sosyal Mahkemesi, sosyal yardım makamının argümanlarını reddetti. Mahkemeler, “gerçeklik ilkesi”nin (Tatsächlichkeitsprinzip) geçerli olduğunu vurguladı.
Eş, bakım masrafları için herhangi bir ödeme yapmamış ve Türkiye’deki daireyi satmayı reddetmişti. Bu nedenle fiilen kullanılabilir bir mal varlığı bulunmadığı değerlendirildi. Kadının kendisinin de herhangi bir geliri ya da mal varlığı yoktu.
Mahkeme, gerçekleşmemiş ya da fiilen erişilebilir olmayan hakların mal varlığı olarak değerlendirilemeyeceğini belirtti. Böyle bir alacağın tahsil edilmemesinin sorumluluğunun sosyal yardım makamına ait olduğunu, bunun ihtiyaç sahibinin aleyhine kullanılamayacağını vurguladı.
Mahkeme, Türkiye’deki dairenin prensipte değerlendirilebilir bir mal varlığı sayılsa bile bunun ancak “hazır kaynak” (bereites Mittel) niteliğinde olması halinde dikkate alınabileceğine işaret etti. Hazır kaynak, ihtiyaç duyulan ay içinde geçimi sağlayabilecek para veya para değerindeki varlık anlamına geliyor. Mahkemeye göre ise daire satılmadığı için böyle bir hazır kaynak mevcut değildi.
Ayrıca mahkeme, söz konusu dairenin eş tarafından fiilen kullanıldığını belirterek bunun kişinin kendi kullandığı konut olarak değerlendirilmesi gerektiğini ve bu nedenle satışının zorunlu tutulamayacağını ifade etti.
Mahkeme, varsayımsal bir mal varlığına dayanılarak sosyal yardımın reddedilemeyeceğini açıkça ortaya koydu. Sosyal yardım talebinin hasta tarafından değil bakım kurumu tarafından yapılmış olmasının da sonucu değiştirmediği belirtildi.
©Sonhaber.eu





