Sevil’dir adı, ya çok sevilir, ya sevmek için bir neden bulamazsınız.
Olgun’dur adı, ya gerçekten olgundur, ya da konuştuğu her kelimesinde ne kadar çiğ, ne kadar ham olduğuna karar verirsiniz.
Alev’dir adı, ya alev gibidir bakışları ya da buz gibi soğuk…
Mert’dir adı gibi gerçekten, veya en kalleş insan bile yanında mert kalır.
Bu tür örneklemleri neden yazıyorum, haliyle konuya bir yerden girmek için.
Diğer ülkelerde olduğu gibi Hollanda’da da yurt dışı temsilciliklerimize gelen Büyükelçilerimiz, Başkonsoloslarımız, müşavirlerimiz, ataşelerimiz o ülkede yaşayan insanlarımız tarafından devlet babanın birer temsilcisi olarak bilinir saygıda kusur edilmez.
Gel gelelim bu devlet babanın temsilcileri son 15/ 20 yıla kadar gösterilen saygıyı görmezden gelen mi arasın, kendini Kaf Dağı’nın ardında gören mi, Yunan Tanrısı ZEUS olduğunu sanan mı…
Hele şu Hollanda’ya öyleleri geldi ki, görev yaptıkları 4 yıl süre içinde yüzlerini görenlerin sayısı yanlarında/ emirlerinde çalışan memur sayısını geçmedi hiçbir zaman…
Onları da kendi meşrebimizle yazdık çizdik.
Ve fakat, az önce söylediğim gibi dış işlerinin, atanmışların ceberut suratlı, robot sesli, heykel bakışlı, monşerlerinden ‘Kurtuluş’u, Elçi/ Müşavir Kurtuluş Aykan ve onun gibiler sayesinde oldu.
Hollanda’da görev Başkonsolos Erkut Onart, Esen Altuğ, Togan Oral, Büyükelçilerimizden Baki İlgin, Sadık Arslan, Hollanda Türk toplumunun hemen hemen her kesimi tarafından sevilen/sayılan insanlar olarak gönüllerdeki yeri bambaşkadır.
Sevilen, ailenin bir ferdi gibi görülen, Hollanda’ya gelişleri sessiz, gidişleri hüzün kokan atanmış beşlisine geçtiğimiz günlerde Kurtuluş Aykan da eklendi.
Gidiş haberini yazdık, sessiz sedasız Ankara’ya gitmiş olsa da kulaklarda sesi, gönüllerdeki yeri bir isim daha geldi geçti Hollanda’dan…
Ama ilk geliş gidişi değil..
İlk kez Hollanda’ya 1998 yılında gelerek İkinci katip olarak iki yıl görev yapmıştı.
İkinci gelişi ise 2013, gidişi 2 Şubat 2017…
Üçüncü gelişini bekliyor Hollandalı Türkler.
Gelirse eğer ( ki gelmeli ) muhteşem olmalı, bu cümledeki muhteşemin karşılığı haber de yazdığımız gibi Büyükelçi olarak olmalı: Hollandalı Türklerin talebi beklentisi bu yönde, Ankara ne der bilemeyiz. Bizden iletmesi; elçiye zeval olmaz. ( burada elçi haddim olmayarak ben oluyorum )

Neden bu kadar sevildi Kurtuluş Aykan?
İkinci gelişinin daha ilk günleri idi. Rotterdam Gültepe Cami’de bir programa katılmış, Din İşleri Müşaviri Mustafa Ünver ile oturduğu masada bin yıllık dost tebessümü ile göz göze geldik. Oturduğu masadan kalktı yanımıza geldi çoğumuza ismimizle hitap etti. Evet oydu daha önce Hollanda’da görev yapan Kurtuluş Aykan’dı…
Yüzünü, adını hatırlamayanlar vardı, hatırlattık. Hal hatır sordu, neler yaptığımızı ve Hollanda’ya tekrar geldiğini söyledi. “Yanınızda oturabilir miyim, protokolü sevmiyorum.Bizim yerimiz vatandaşlarımız yanı dedi”
Oturdu, çoğu anlam vermedi, inanamadı.Geçen zaman Kurtuluş beyin orda söylediği gibi insan olduğunu gösterdi. Elçiliğimizin kapıları vatandaşlarımıza her zaman açık; randevulu-randevusuz her zaman buyurun gelin” dedi.
Bir etkinliğiniz olduğunda haber verin, eğer gelemediysen bilin ki aynı gün ve saat için bir başkası sizden önce davranmıştır” dedi.
Dediği gibi de oldu. Anneannemin tabiri ile çağrıldığı yere erinmedi, gece gündüz demedi gitti. Benim şiir dinletilerime kaç kere geldi ben bile unuttum sayısını…
Hollanda Türkiye ilişkilerinin diplomasi açsından en zor döneminde görev yaparken halkla içi içe olmayı da, asli görevini de aksatmadığını bir örnekle anlatmazsam bu yazı eksik kalır. Gecenin 03:00’lerine kadar makamında çalıştığını, sabah yine görevinin başında olduğun günlerin sayısını çoğu kimse bilmez . Hatta yine böyle uzun ve tempolu çalışma gecelerinin birinde vücudunun isyan edip, sefaretten ( Büyükelçilik binası ) ambulansla alınıp acil serviste zor yetiştirildiğini kaç kişi bilir acaba?
Söze yekün tutacak olursak, Hollanda’da her kim ile selamlaşmış, tokalaşmışsa ilk bıraktığı izlenim, sıcaklığın yapmacık olmadığına, yüreğinden gelerek, insan ve hizmet aşkıyla yaptığına şahitlik ediyor olması.
Ve yazının girişine tornistan edip, yazıya son vermeden önce tekrar ediyorum: Adını neden Kurtuluş koydular bilemem ama Adı ile özdeş, mesleğinin hariciyeci olması hasabiyle, Hariciyemizin Ceberrrut suratlı, gücünü oturduğu koltuktan alanların kurtuluşu, Kurtuluş Aykan ve onun gibiler sayesinde olacağına inancım tam. İşte o zaman Türkiye içte ve dışta hak ettiği yeri alacaktır.
Küçük bir anı
Kurtuluş bey, kendisine ilk görüşmemizde takdim ettiğim HİÇ adlı şiir CD’mi verdiğimden birkaç gün sonra aradı. Çok beğendiğini söyledi. Ardından, “ Yalnız arabada seyahat halinde dinlemek sağlık açısından sakıncalı” dedi.
İlk kez böyle, beklemediğim bir yorum ve tepki almanın verdiği şaşkınlıkla bir an duraklamam, ondaki espiri kabiliyetini bilmemden kaynaklanıyordu. Afalladığımı anlamış olacak ki, “ İnsan kendini kaptırıp gidiyor, şiirin içine giriyor. Allah muhafaza insan her an kaza yapabilir” dedi gülerek, ardından beğeni ve iltifat dolu sözler..
Şimdi HİÇ’i alanlara veya hediye ettiklerime, Kurtuluş beyin tavsiyesidir, arabada seyahat halinde dinlemek sağlık açısından tehlikelidir” diyorum.
Gelenin işi gitmek, ama iz bırakıp gidenlerden, ve o izleri her hatırlanışında sinenizde şiddeti bir “ Göresim geldi” hissediyorsanız, bilin ki o da sizi sizin onu sevdiğiniz kadar sevmiştir.
Yavuz Nufel