Konu, bir devletin 15 Temmuz’da işgale uğramaya çalışılmış olması ve buna sebep olanlara karşı bir duruş sergilemektir!
Konu, ölüm yıldönümü yaklaşan 251 şehidin kanını üzerimize sıçratmamaktır!
Konu, bu devletin kurumlarına yıllarca sızmış, milletin vergileriyle ayakta duran kurumları ele geçirmeye çalışmış olan ihanet şebekesidir!
Konu, o karanlık yapıya karşı kimin nerede durduğudur!
15 Temmuz yaklaşırken herkesin bu konuda daha hassas olması gerekirken, bugün bazı insanların mücadele edenleri değil, mücadele edenleri hedef alanları alkışlıyor olması üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.
Fatma Ceren Yazgan’ın herkes tarafından sevilmesi gerekmiyor.
Herkesle iyi geçinmesi de gerekmiyor.
Ama bir gerçek var ki, bu kadın görev yaptığı süre boyunca devletin bu ihanet şebekesine karşı duruşundan milim sapmadı.
Eğilmedi.
Bükülmedi.
Taviz vermedi.
İşte bazılarını rahatsız eden de tam olarak buydu.
Çünkü yıllardır Hollanda’da yaşayan biri olarak ben bu çevrelerin çoğunu yakından gördüm.
Kurumların, derneklerin, vakıfların içine nasıl sızıldığını gördüm.
15 Temmuz’da maskeleri düşen insanların daha sonra farklı isimler ve farklı zeminlerde yeniden nasıl görünür hale geldiklerini gördüm.
Farklı dernek yapılarında, farklı çevrelerde, farklı vitrinlerde aynı alışkanlıkların nasıl devam ettiğini gördüm.
Devletin açtığı alanların kimler tarafından nasıl istismar edildiğini gördüm.
Ama en çok da şunu gördüm ve tecrübe edindim:
Bu ülkede çoğu insan mücadele edenin yanında durmaz.
Mücadele edeni şikâyet eder.
Yalnız bırakır.
Arkadan konuşur.
Önüne taş koyar.
Her ahmaklığı dener,
Sonra da sonuç alamayınca çıkıp ahkâm keser.
Kendilerini yıllardır “toplumun önde gelenleri” olarak tanıtan bir avuç insanın oluşturduğu gürültünün, gerçek hayatta ne kadar karşılıksız olduğunu hepimiz biliyoruz. Bunların içinde geçmişi uyuşturucu pisliğine batandan tutun da devletin önde gelen makam sahiplerini haşhaşilerin yerlerinde ağırlayarak onları temizlemeye çalışan dernek başkanlarına kadar herkesin ne olduğunu iyi biliriz.
Bu çevrelerin içinde geçmişte farklı tartışmalarla anılanlardan, devletin kritik süreçlerinde sessiz kalıp bugün en yüksek perdeden konuşanlara kadar uzanan bir tabloyu hepimiz görüyoruz.
Kimin nerede durduğunu, kimin hangi zamanda ne söylediğini, kimin hangi zamanda sustuğunu bu toplum artık çok net biliyor.
Bugün sosyal medyada zırvalayanların önemli bir kısmı için asıl mesele ilke değil, pozisyon meselesidir.
Ve işin en acı tarafı şudur:
Bir kadının gösterdiği cesareti, bir kadının gösterdiği devlet sadakatini, bir kadının gösterdiği dik duruşu gösteremeyen insanların bugün oturup onun arkasından konuşuyor olmasıdır.
Adamlık pantolon giymekle olmuyor.
Adamlık makam sahibi olmakla olmuyor.
Adamlık, baskı altında eğilmemektir.
Adamlık, herkes susarken doğru bildiğini söyleyebilmektir.
Adamlık, devletine yönelik tehdide karşı safını belli edebilmektir.
Bugün bazıları görev değişikliğine sevinirken anlamadıkları şey şu:
Devlet kişilerden büyüktür.
Devlet, kimin ne yaptığını da kimin ne yapmadığını da bilir.
Ve tarih, günü geldiğinde herkesin nerede durduğunu yazacaktır.
Devletin aklı, bireylerin değerlendirmelerinin ve günlük tartışmaların çok ötesindedir, stratejik akıl her şeyin üzerindedir. Bir büyükelçinin görev yeri değişikliği de bu çerçevede tesadüflerle ya da duygusal tepkilerle değil, devletin uzun vadeli planlamasıyla şekillenir. Nitekim bundan sonra en kritik bölgelerden biri olan Kiev gibi hassas bir görev alanında görevlendirme yapılması da bunun en açık göstergesidir. Devlet, bu tür stratejik noktalara ancak güven duyduğu, liyakatine ve duruşuna inandığı diplomatları atar, çünkü bu görevler kişisel değil, doğrudan devlet aklının ve milli çıkarların temsil edildiği yerlerdir.
Son olarak, hadi makama saygı duymuyorsunuz, karşınızdaki bir kadın yahu.. Bari kadına saygı duyun.
Ama güçlü kadınların her zaman ödediği bir bedel vardır,
Mücadelelerini çoğu zaman tek başlarına verirler.
Anlaşılmaları kolay değildir, çünkü onların yürüdüğü yol, herkese açık bir yol değildir.
Onları ancak aynı kararlılığı, aynı cesareti ve aynı korkusuzluğu taşıyan kadınlar gerçekten anlayabilir.
Saygılarımla,
Koral S